Composting: 14-Day Method
You might be interested to know that it is possible to make compost in just two or three weeks. It will mean some extra time and work for you – but if you want quick compost, it will be worth it.
Sanayi Devrimi ve sonuçları insan soyu için bir felaket oldu. Bu sonuçlar, “gelişmiş” ülkelerde yaşayan bizlerin yaşamdan beklentilerimizi oldukça arttırırken toplumun dengesini bozdu, yaşamı anlamsızlaştırdı, insanları aşağılamalara maruz bıraktı, yaygın psikolojik acılara (Üçüncü Dünya’da fiziksel acılara da) yol açtı ve doğal dünyayı şiddetli zararlara uğrattı.
—
You might be interested to know that it is possible to make compost in just two or three weeks. It will mean some extra time and work for you – but if you want quick compost, it will be worth it.
Yeni enerji kaynakları arayışı hiçbir zaman bu kadar aciliyet taşımamıştı. Şu sıralar dünya gündeminin en önemli başlığı olan biyoyakıtlar, yeryüzünün kıymetli doğal kaynaklarını tüketmeyen, özellikle gelişmekte olan ülkelere ekonomik avantajlar sağlayan “yeşil” enerji kaynağı olarak sunuluyor. Acaba bu ne kadar doğru?
ERIC HOLTZ-GIMÉNEZ
Le Monde Diplomatique, Haziran 2007
Dr. Çağatay Tavşanoğlu – Ekolojist.
Hacettepe Ünv. Ekoloji A.B.D Başkanlığı
Ekoloji, canlı ve cansız varlıkların ortamlarını ve birbirleriyle olan ilişkilerini inceleyen bir temel bilimdir. Ancak, sanayi devriminin olumsuz yan etkileriyle karşılaşmaya başladığımız yıllardan beri, insan ekolojisinin ortaya çıkışıyla, çok daha kapsamlı ve çok disiplinli bir bilim dalı haline geldi. Ekolojinin bu kapsamlı halinden bile daha geniş bir yelpazede ele alınabilecek olan ekolojizm ise bir hayat görüşü ve çevrecilikle karıştırılmamalı (bkz., Ünder, 1996). Günümüzde “çevrecilik!” adı altında oynanan komedya, ne yazık ki toplumun büyük bir kesimini sarmış durumda, her gün “çevreci” kampanyalara TV’lerden parasal destek isteniyor. Bankaların ATM’lerine para çekmeye gittiğinizde karşınıza çıkan seçeneklerden biri bazı ağaçlandırma faaliyetleri için para gönderme seçeneği. Belki bu gibi kampanyalarda, hem bu kampanyaları düzenleyen hem de kampanyalara katılanlar açısından iyi niyetle yola çıkılıyor olabilir. Ancak ekolojik bilincin olmadığı bir ortamda, bu tür “çevre dostu” kampanyaların çoğunlukla gösterişten ibaret kalmakta olduğunu üzülerek izliyoruz.
Türkiye’de, güneş enerjisi kapasitesinden binde 1, rüzgar enerjisinden de binde 5 oranında yararlanıldığı bildirildi.
Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken, AA muhabirine yaptığı açıklamada, enerji ihtiyacına kalıcı çözümler bulabilmek için üretimin büyük santraller yerine noktasal ölçekte ve kullanıcıya yakın bir noktada yapılmasının daha akılcı olduğunu söyledi.
Nükleer santrallar yolu ile elektrik elde edilmesi, bütün diğer enerji elde etme teknolojileri ve yatırımları gibi; teknolojisi ve yer seçiminden tutun da normal çalışma koşullarında ve kazası halindeki sağlık ve çevre etkileri, beklenen fiat artışlarına rağmen süreklilik arzeden tamamen dışa bağımlı yakıt desteği gereksinimi; savaş halinde koruma zorluğu; radyasyonlu atıklarının yok edilmesi, ekonomik ömür sonu santral sökümü ve bütün bunların maliyet hesaplarına değin, bilimin bütün dallarını ve toplumun bütün çıkar gruplarını ilgilendiren teknik bir konudur.
100-150 yıldır yoğun bir şekilde kullandığımız kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil kökenli enerji kaynakları, neden oldukları çevresel zararlar yanında stratejik öneme de sahiptirler. Dünya ekonomisi büyük ölçüde bu enerji kaynaklarının fiyatına bağımlıdır. Bu gücü kontrol eden devletler ayni zamanda dünya ekonomisine de yön vermektedirler. Bu kaynakların kontrol edilmesi için büyük ölçüde stratejik ve askeri harcamalar yapılmaktadır.
Devamı...
Geçenlerde katıldığım bir panelde İsrail sorununun Siyonizm ve küresel kapitalizm ilişkileri bağlamında emperyalizmle ilişkilendirilmeden doğru okunamayacağını söylediğimde panalistlerden akademisyen bir arkadaş bunu neo marksist bir yaklaşım olarak eleştirmişti. Sömürgecilik genellikle geçen yüzyılın ilk yarısında sona eren bir uluslar arası sistem olarak ve hata 19. yüzyılın uygar ve batılı ülkelerinin dünyanın geri kalan tüm coğrafyalarına el koyma hakkı, biraz aşırıya kaçmış hak kullanımı olarak algılanır. Sömürgecilik yerine emperyalizmi kullanmak isterseniz çok daha ideolojik, (old fashion) Marksist olmakla itham edilebilirsiniz ve soğuk savaş jargonu olarak daha itici bir kelimeyi seçmiş sayılırsınız.
Devamı...
“Büyüme Sorunu”nu, insanlığın yüzleştiği kritik bir problem olarak görüyorum: uygarlığımızın yapısı, tabiatında var olan büyüme gereksinimi (ve böylece sürdürülemezliği) ve sorunun gerçekçi bir şekilde nasıl çözülebileceği. Öne sürdüğüm çözüm, özünde oldukça radikal, çünkü modern teknolojinin geçerli problem çözme mekanizmasını reddeder: gerçekte öncelikli sorunu tanımlayan ve o soruna hitap eden zor (ancak, tartışacağım gibi, gerekli) bir adım atmaktansa, sürekli olarak sorunun belirtilerini yatıştırmak için teknolojiyi kullanabiliriz.
Devamı...
İklim değişikliğine yönelik Birleşmiş Milletler Çerçeve Kongresi’nin Tarafları olarak (bundan böyle “Kongre” olarak anılacaktır), Bu Sözleşme’nin Tarafları, Madde 2′de açıklanan Kongre’ye ilişkin gerçek amaca ulaşmak için, Kongre’ye ilişkin hükümler göz önünde bulundurularak, Kongre’ye ilişkin Madde 3′ün rehberliğinde olmak üzere, Kongre’nin birinci oturumda taraflarca alınan 1/CP.1 kararı ile kabul edilen Berlin antlaşması gereğince aşağıdaki hükümler üzerinde antlaşmaya varmışlardır : Devamı...
İnsanoğlunun 19. yüzyıldan beri sanayi ve teknoloji alanında yaptığı atılımların, ne yazık ki, bir yan ürünü olarak ortaya çıkan çevre sorunlarının çözümünde, çoğu bilim dalının temelini oluşturan indirgemeci yaklaşımın faydalı olamayacağı, birçok acı tecrübeden sonra 1960’lı yıllarda iyice anlaşıldı. Bu zamandan sonra, diğer bütün bilim dallarından farklı olarak, olgulara bütünsel olarak yaklaşan ve gerektiğinde indirgemeci yaklaşımlardan da faydalanabilecek esnekliğe sahip olan ekolojinin önemi giderek arttı.
Devamı...
1. Giriş
Fosil yakıtların tükenmekte, enerji talebinin artmakta olduğu; bu gelişmeler nedeniyle petrol ve doğalgaz fiyatlarının uzun menzilli bir yükseliş eğilimine oturduğu günümüz dünyasında nükleer enerji yeniden, ekonominin enerji talebini karşılayacak başlıca birincil enerji kaynağı olarak sunuluyor. Küresel iklim krizi nedeniyle, fosil yakıtların tüketiminden kaynaklanan dünya sera gazı emisyonlarının önümüzdeki yüz yıl içerisinde gecikmeksizin yaklaşık üçte iki oranında azaltılması zorunluluğu ve ABD ve Avustralya hariç çok sayıda Batı ülkesini şimdiden bağlayan Kyoto Protokolü’nün sera gazı emisyonları üzerinde yarattığı baskı fosil yakıt ekonomisinin günümüzdeki krizine tuz biber ekiyor. Batılı devletler arasında ABD ve İngiltere bu kriz karşısında nükleer enerjiye yönelecekleri şeklinde siyasi irade beyan ettiler. ABD, Şubat 2002’de nükleer endüstriye 642 milyon dolar araştırma desteği sağlayan, altı tane yeni nükleer santral kurmak için 30 milyar dolarlık bir kredi paketi öngören Nükleer Enerji 2010 programını açıkladı1. İngiltere’de Tony Blair’in nükleer programı ise şimdilik kendi danışma kurulunun engeline takılmış görüyor[2].
Kyoto’ya Karşı Temel Argüman: Daha Fazla Kapitalizm
Neoliberalizm, para dolaşımı mantığının modernleşmesi ve yaygınlaşmasıdır. Neo- liberalizm ile birlikte, kısa süre içinde, önceden kamuya ait olan ve kamunun yasa ve düzenlemelerine tabi olan yaşamsal öneme sahip alanlar özel sektörün piyasa mantığına göre düzenlenmiş karı maksimize etme güdüsüne teslim edilmiştir. Bu alanlara bugüne kadar özel mülkiyetin konusunu oluşturmamış su, hava ve hatta genler de dahil edilmiştir.
Merat ve Gutierrez isimli iki Meksikalı, petrol fiyatlarının tavan yaptığı ve küresel ısınmanın en önemli nedenlerinden birinin otomobillerden kaynaklanan sera gazı emisyonları olduğu günümüzde “bedava ve çevreci” bir enerji kaynağını, kızartma yapmakta kullanılan sıvı yağların tanıtımını yapmak için 30 bin kilometrelik yolculuğa çıktı.
Devamı...
Bugün dünyada yaşayan 183 maymun türünden 182’sinin vücudu kılla kaplıdır. Tek istisna, kendisine ‘Homo sapiens’ (İnsan) adını vermiş olan ‘çıplak maymun’dur. Çıplak maymun hayvandan başka bir şey değildir.
Çıplak maymun, hayvandan başka bir şey değildir. Bu nedenle evrimi boyunca biriktirmiş olduğu genetik mirası, çeşitli tinsel ve ideolojik amaçlar nedeniyle atabilmesi mümkün değildir.
Devamı...