RSS Feed!

Son Yazılar

Son Yorumlar

Evrim Teorisinin Bilimsel Dayanağı Yok Mudur?

Son günlerde yaşanan kör karmaşada doğal olarak insanların kafasını meşgul eden bir soru oluşuyor: Evrim, bilimsel dayanakları sağlam olmayan ve tartışmalı bir teori midir?

Darwin’in doğumunun 200, ünlü eseri “Türlerin Kökeni Üzerine”nin yayınlanışının da 150. yılında, TÜBİTAK’ta yaşanan sansür iddiaları nedeniyle evrim teorisi ülkemizin gündemine oturmuş durumda. %99’u Müslüman olan ve dini eğilimlerin siyaset sahnesinde başrolde olduğu bir ülkede evrimle ilgili yaşanan tartışmalar bu konuyla ilgili yanlış algılamaların da oluşmasına zemin hazırlıyor. Bir taraftan evrimi sadece “insanın maymundan türediği” şeklinde kabullenerek bunun İslam dinine aykırı bir teori olduğunu savunanlar, diğer tarafta ise evrimin ne olduğunu ve ne olmadığını açıklayamadan savunanlar ve bu nedenle de dinsiz ilan edilenler. Bu kör karmaşada doğal olarak insanların kafasını meşgul eden bir soru oluşuyor: Evrim, bilimsel dayanakları sağlam olmayan ve tartışmalı bir teori midir?

Bu sorunun cevabına geçmeden önce, “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağı” için, evrimle ilgili su götürmez bilimsel gerçeklere kısaca bakalım.

Evrim teorisiyle ilgili en yanlış kanı, bu teorinin “insanın maymundan türediğini” iddia eden ve hiçbir bilimsel veri ile doğrulanamamış bir teori olduğudur. Evrim teorisi insanın maymundan türediğini değil, insan ve maymunun “ortak bir atadan” köken aldığını ileri sürer. Her ne kadar bu iki söylem aynı anlama geliyormuş gibi görünse de, esasında çok ciddi farklar barındırır. “Ortak ata” kavramı bugünün yaşam bilimlerinde (biyoloji, tıp, vb.) merkezi bir yere sahip olduğu gibi sağlıkla ilgili teknolojilere de yön veren ve temel oluşturan bir olgudur. Dünya üzerindeki bütün canlı türleri genetik, fizyolojik, morfolojik özelliklerine göre bir “soy ağacı” içinde sınıflandırılırlar. Canlılığın temel molekülü olan DNA’nın kodları ise, bu sınıflandırmada en önemli yeri oluşturur. Bakteri, virüs gibi küçük organizmalardan insana kadar birçok canlı türünün DNA dizilimi açıklığa kavuşturulmuştur ve bu veriler türlerin birbirine yakınlık-uzaklık derecelerini belirleyerek canlılar aleminin soy ağacının çıkarılmasına yardımcı olmuştur. Örneğin bir genin DNA diziliminin benzerlikleri dikkate alınarak farklı virüs türlerinin ortak ataları olan virüsler belirlenebilmektedir. Daha anlaşılır olması için gribe neden olan virüsleri örnek alalım. Her yıl farklı grip aşılarını yaptırmak zorunda oluşumuzun nedeni, bu virüslerin genetik yapılarında sürekli olan değişimlerin neticesinde farklı grip virüsü soylarının oluşmasıdır. Bu virüslerin genetik yapıları incelenerek hangi virüs soyundan oluştukları kolayca saptanabilmektedir. Ayrıca her yıl grip aşısını değiştirmemizin nedeni de, güçsüz olanın (aşı geliştirilen virüs soyları) elenmesi, güçlü olanın (aşısı olmayan soylar) ise hayatta kalarak ortama hakim olacak derecede çoğalmasıdır. Bu durum evrimsel biyolojide “doğal seçilim” olarak tanımlanır.

Görüldüğü gibi her yıl birçok kişinin hayatının kurtulmasına neden olan grip aşılarının geliştirilmesi gibi pek çok olayda evrimin prensipleri bize yol göstermektedir. Yine benzer bir örnek vermek gerekirse, enfeksiyonlara karşı kullandığımız antibiyotikler de mikropların bazı türlerinin ölmesine neden olduğu gibi, bazı türlerinin de (antibiyotiğe dirençli) çoğalarak ortama hakim olmasına yol açar. Yani doğal seçilim iş başındadır. Doğal seçilimle ilgili en yanlış kanı, antibiyotik örneğinde olduğu gibi bazı mikropların bilinçli bir şekilde direnç kazanma yoluna gittiğidir. Aslında mikroplar böyle bir bilinçten yoksudur ve direnç gelişimindeki tek neden mikroplarda (aynı zamanda insanda da) DNA yapısının doğal nedenlerle kendiliğinden ve rastgele değişmesidir. Bu değişiklikler sonucunda öyle bir gen yapısı oluşur ki, antibiyotiğin etkisini göstermesini engeller. Bu değişimi içeren grup antibiyotikten etkilenmeyeceği için rahatça çoğalabilir, siz bu antibiyotiği gereksiz ve fazladan kullandığınızda da çoğalarak yine hasta olmanıza neden olur. Ve artık o antibiyotik kullanılsa da bir işe yaramaz. İşte evrim sürecinde bu şekilde kendiliğinden ve tamamen rastgele oluşan küçük değişimlerin, milyonlarca yıllık birikimleriyle tamamen farklı türler oluşabilir.

Sonuç olarak her gün kullandığımız ilaç örneklerinde de olduğu gibi evrim hem günümüzün temel bilimlerinin hem de teknolojik uygulamalarının merkezinde yer alır. Sosyoloji, antropoloji gibi birçok farklı bilim dalında da evrimin prensipleri olan doğal seçilim (natural selection) ve güçlü olanın hayatta kalması (struggle for existence) ilkeleri bilimsel olarak kabul edilmiştir ve uygulamadadır. Fizikte “görelilik teorisi” ne anlama geliyorsa, yaşam bilimlerinde evrimin anlamı da en az o kadar önemlidir. Bu cümlelerden evrimin biyolojide mutlak doğru bir kavram olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Çünkü bugünün bilimsel bilgi düzeyinde doğru kabul edilen bir kavram önümüzdeki yüzyıllarda yerini başka bir kavrama bırakabilir. Tıpkı “Newton mekaniği” ve “kuantum mekaniği” örneklerinde olduğu gibi. Ancak kuantum mekaniğinin prensiplerinin tanımlanması, Newton mekaniğini tamamen ortadan kaldırmaz ve makro düzeyde hala Newton mekaniğinin ilkeleri geçerlidir. ODTÜ’lü öğrencilerin TÜBİTAK önünde yaptığı eylemde de söyledikleri gibi sadece 2008 yılı içerisinde evrimle ilgili binlerce bilimsel makale yayınlanmıştır. 1 Science, 1 Nature gibi önemli bilimsel araştırmaların yayınlandığı dünyanın en iyi bilim dergileri bile Darwin yılı nedeniyle onlarca makale yayınlamış, kapaklarını da bu konuya ayırmıştır. Uzun yıllardır ülkemizde önemli bir yer edinmiş olan popüler bilim dergisi “Bilim ve Teknik”te Darwin’in sansürlendiği iddiaları ise kuşkusuz ki tüm bilim camiasını büyük bir üzüntü ve endişeye düşürmüştür. TÜBİTAK gibi bir kurumun sorgulaması gereken şey “Darwin’in ve evrim teorisinin kapak olup olmayacağı” değil, 1 Science, 1 Nature gibi dünyanın en iyi bilimsel dergilerinde niçin Türkiye kaynaklı tek bir yayının yapılamadığı olmalıdır.

Yukarıda aktarmaya çalıştığımız gibi evrimin birçok prensibi kuşku götürmez biçimde bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ancak insan-maymun karmaşasında olduğu gibi ya da farklı canlı türlerinin birbirlerinden köken aldıkları konusundaki fosil bulguların yetersizliği gibi konularda ise bilimsel olarak tartışmalı alanlar mevcuttur. Evet, birçok geçiş türüne ait fosil örnekler bulunamamıştır, ayrıca bir canlı türünden tamamen farklı bir canlı türünün oluşumu da laboratuar ortamında yapılan deneylerle ispat edilememiştir; ancak mikrop ve virüs örneklerinde verdiğimiz gibi, evrimin birçok sürecinin işleyişi çok iyi bilinmektedir ve bugünün bilimsel bilgi düzeyinde su götürmez bir gerçektir.

En baştaki sorumuza dönecek olursak evrim kesinlikle ama kesinlikle bilimsel dayanakları sağlam olmayan ve tamamen tartışmalı bir teori değildir. Evrimi inkar etmek bugünkü yaşam bilimlerinin tamamını yok saymakla eşdeğer bir gaflettir. Evrimi dinsizlik olarak görmek ise cehaletin en büyüğü ve insafsızlıktır.

Araş. Gör. Murat Çokaklı: Dokuz Eylül Üniv., Tıp Fak. Tıbbi Biyoloji ve Genetik A.D.

BilimarT:Biyoloji
Halk İçin Bilim

Anahtar: , , ,

Bölüm: Evrim | 20 yorum »

20 yorum

  1. idilgmc diyor ki:

    “Evrimi dinsizlik olarak görmek ise cehaletin en büyüğü ve insafsızlıktır.”

    Sanırım toplum olarak bizim en büyük problemimiz bu… Dinimize ne kadar bağlıyız (!) ancak “yapılmaması gereken” her şeyi yapıyoruz!

    Evet, toplumun yüzde kaçı bilmiyorum ama, çoğunluğunun dini açıdan çok gelişmiş olduğunu söyleyebiliriz sanırım. Gelişmiş dediğim, kulaktan dolma bilgilerle…

    Bence din bir çıkar ilişkisinden ibaret. Herkes cennete gidecek, herkes iyi, herkes temiz. O yüzden içinde bulunduğumuz dünyayı her gün daha da fazla mahvediyoruz.

    İnsanların takıldığı soru: “Bir tepe var, bu tepeden aşağıya bir top yuvarlanacak… Ama rüzgarın etkisiyle mi, yoksa bir el mi, yoksa deprem mi, yoksa…?”

    Benim de takıldığım soru: “Bu evrimin olduğu gerçeğini değiştirir mi?”

    Dini kullanarak evrimi reddetmek bana mantıklı gelmiyor, hiç de gelmedi. Sizin topunuz tepeden kutsal bir gücün yardımıyla aşağıya doğru itilmiştir, bana göre bu rüzgar sayesinde oldu… Ama asıl atladığımız nokta şu, top aşağıya yuvarlandı.

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  2. BilimarT diyor ki:

    Din aslında insanların zemin olarak aldığı bir dayanak, aidiyet duygusunu tatmin eden bir sosyal “evren”. Ama o sosyal denizin içinden çevrelerinin gerçek görüntüsü yerine kırılan, o gözlüğün “dönüştürerek” sunduğu içeriği alabiliyorlar. Sonuç? Sonuç senin dediğin gibi, top yuvarlandı… ama “ben reddediyorum.” Neden? Çünkü bu denizde o yasak…

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  3. bekir diyor ki:

    idil, din 1 çıkar ilişkisi demekle öyle bir iftira ve cahillik sergiliyorsun ki insanı insaniyetten pişman ediyorsun…size soruyorum o kadar güvendiğiniz evrim madem çok sağlam delillere dayanıyor neden evrim hakkında şimdiye kadar tescilllenmiş onlarca sahtekarlık örneği var.onların neler olduğunu siz benden daha iyi bilirsiniz herhalde.bilmiyorsanız ben size yazabilirim.bir bilim insanı niye yalancılığa,sahtekarlığa tenezzül eder?hiç düşündünüzmü?düşünmediniz ,düşünmek istemediniz değil mi?ve sizde kalkıyorsunuz bu sahtekarlık gemisinin kürek mahkumluğunu yapıyorsunuz!al şu hayvanın dişini öbürüne monte et.al sana yarı insan canlı…..4,5 tane hayali,kıllı mıllı ,birbirini izleyen resim çiz.al sana insanın evrimi….4,5 tane küçükten büyüğe atları sırala .al sana atın evrimi….ya allah aşkına neden böylee beşikteki bir çocuğu bile güldürecek hurafelere kendinizi inandırmak zorunda hissediyorsunuz.ve birde kalkıp din hakkında saygısızca konuşuyorsunuz?siz oturupta bir proteinin tesadüfen olma ihtimalini bu insanlara nasıl yuttururuz diye kafa yorun bence.hayali,saçma sapan çizimler yerine glikoliz,krebs,protein sentezi,calvin çemberi gibi kendi içinde bütünlük arzeden , kademe kademe olma ihtimali olmayan olayları nasıl evrimleştiğini!bu insanlara yuttururuz diye mesai harcayın.umut bey ,evrimi savunacam diye din hakkında ileri geri konuşmasaydınız sitenizde 1 şey yazma niyetim yoktu.dini küçümseyerek evrim savunması yapmak sizin saygınlığınıza yakışmıyor bence………

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  4. BilimarT diyor ki:

    Bekir bey, duyarlılığınız güzel, ancak daha önce yaşadığımız (ve binlerce dindarla ilgili temel problemimiz olan) durum yine tekrar ediyor. Benim yorumumda ne dini küçümseme var ne de din hakkında “ileri geri” konuşacak kadar dinden habersizim…

    Dinin de bilim gibi kuralları var… Belki bizim dediğimiz her şey doğru değil ama kabul edin ki sizin dediğiniz her şey de doğru değil. Bir fark var ki, siz bunu kabul edemezsiniz… size yasak…

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  5. bekir diyor ki:

    Umut Bey,Allah aşkına biz farklı dinlerin mensupları mıyız?Dindarlar böyle düşünür zaten diyorsunuz.Peki o zaman siz nerdesiniz?Siz dindar değil misiniz?Din karşıtı mısınız!Biz aynı kültürün,aynı milletin,aynı ecdadın insanları değil miyiz?Bizi getirdikleri noktaya bakın lütfen.
    O zaman ya bize bu dini yanlış anlatmışlar veya biz yanlış anlamışız veya işimize geldiği gibi anlıyoruz…
    Hocam din;bu güzel kainatı yapan zatın o kainatı kendiyle beraber tarif eden bir tarifenamesidir.Yani çiçeği,böceği,hücreyi,atomu,galaksileri intizamla idare eden kimse bu dinin de sahibi o kimsedir.Nasıl ki siz- en azından canlılar dünyasında-gerek makro seviyede gerek mikro seviyede bir çarpıklık, bir akıldışılık göremessiniz ve görünmüyorda zaten.Çünkü ikisi aynı elden çıkıyor…
    Evet benim yaşantımda,kanaatlarım da yanlışlıklar,kusurlar ve eksiklikler olabilir ve varda zaten.Fakat bunları dinden bilmek ve kişilerden yola çıkarak dini taassupla eşdeğer göstermek bizim dünyamızda dinin ne kadar yanlış anlaşıldığını gösteriyor bence..
    Aynı cemiyeti paylaşan insanlar olarak,dinin ilk emrinin oku olduğunu ve bu emrin ilk muhatabının da ümmi olduğunu biliyoruz değil mi?Peki ne okuyacak o zaman?Kainat kitabını okuyacak,böceği devenin yaratılışını,rüzgarları,yağmuru,incirin okuyacak.Kuran da çoğunlukla bunlardan bahsetmiyor mu?Düşünmüyor musunuz,akıl etmiyor musunuz?demiyor mu?
    Fakat ikinci ayet yaratan rabbinin adıyla oku diyor değil mi hocam?bu ne demek sizce?Evet kainat kitabını okuyun ama bu okumanız sizi benden uzaklaştırmak için değil bana yakınlaştırmak için olsun..Evet kopma noktası bu işte bence.Canlıların ortaya çıkışını,türlerin çeşitliliğini benim önüme eğer ustanın yok olduğu kabülünü destekleyici bir üslup ile çıkılırsa ben değil müslüman,mecusi de olsam,ineğe de tapsam karşı çıkarım,kabul etmem.Çünkü dini olan değil aklı olan herkes şunu bilir ki kainatın işleyişinin hiç bir yerinde tesadüfe yer yokken nasıl olur da canlıların ortaya çıkışı sadece ve sadece tesadüflerle güya makul bir şekilde açıklanabiliTabii siz kendinize Allahsızlığı bir yaşam felsefesi olarak kabul ettiyseniz(Sizi tenzih ederim.)her şeyi tesadüflerle izah etmekten başka bir seçeneğiniz yok demektir.
    Bunun böyle olduğunu görmek zor değil.bakın lütfen Türkiyede evrimin ateşli savunucuların dünya görüşlerine…Bana hak vereceksiniz….
    Netice olarak Umut Bey,kainatın ustasız ,kendi kendine,tesadüflerle olabileceğinin kabulu benim aklıma yasak olduğu için dinime de yasak.Aynı dinden olduğumuza göre size de yasak olsa gerek!

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  6. BilimarT diyor ki:

    Bekir bey, sondan başlayalım: bana yasak yok, dinimiz aynı da olsa farklı da olsa…

    İkinci nokta da şu; evrim veya başka her tür mekanizmayı savunur ve ortaya koyarız… Bunun sizin tanrı inancınıza, inanma şeklinize, tanrı kavramınıza uygun olup olmadığı bizim değil sizin sorununuz…

    Biz ne dininizi, ne sizi, ne inanma şeklinizi sorgulamıyoruz. Ama ne zaman ağzımızı açsak, hemen suçlanmaktan da bıktık artık.

    Ortaya konan tanrı kavramı, öyle iyi kurgulanmıştır ki, kimse, hiç bir olay ve mekanizma bunun dışında kalamaz. Bu nedenle, en kuvvetli evrim mekanizmasını bile “bunu da yapan tanrı” diyerek umursamadan gidebilirsiniz.

    Bizim rahatsızlık duyduğumuz, (siz bireysel olarak bunun dışında da olabliirsiniz içinde de) “din” denilen toplumsal olgunun (hangisi olursa olsun, krem peynire bile tapılsa) kişileri körleştirdiği, körü körüne bir kitlesellik yarattığıdır.

    Kabul etmeyebilirsiniz…

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  7. bekir diyor ki:

    Umut Bey,ağzınızı açtığınız her zaman suçlanmıyorsunuz!Ben biyolojiye ait bir araştırma yaparken sizin sitenizden yararlandım ve o vesile ile tanıştık. Evrimci çizgide olan onlarca siteden çok değişik biyolojik konularda makaleler, yazılar okudum.Fotosentez ,kemosentez kemiozmotik hipotez gibi…Fakat yukarıdaki yazıdan alınan şu alıntıya bakın:
    ‘’Doğal seçilimle ilgili en yanlış kanı,antibiyotik örneğinde olduğu gibi bazı mikropların bilinçli bir şekilde direnç kazanma yoluna gittiğidir.(Böyle diyen bir ahmak var mıdır ki?) Aslında mikroplar böyle bir bilinçten yoksudur ve direnç gelişimindeki tek neden mikroplarda(aynı zamanda insanda da) DNA yapısının KENDİLİĞİNDEN ve RASTGELE DEĞİŞMESİDİR(Aman Allahııım!Bir bilim insanının ağzından dökülen kelimelere bakın!!) Bu değişikler sonucunda ÖYLE BİR GEN YAPISI OLUŞUR Kİ!!(Vay bee) antibiyotiğin etkisini göstermesini engeller…..
    İşte evrim sürecinde bu şekilde KENDİLİĞİNDEN ve TAMAMEN RASTGELE oluşan küçük değişimler MİLYONLARCA YILLIK birikimleriyle tamamen farklı türler oluşabilir…’’
    Umut bey ,yukarıdaki cümleler evrim hipotezini-sözde -iki mekanizmasıyla özetliyor.1-Mutasyonlar 2-Doğal seleksiyonlar
    Bakın Hocam,bunları size yazmak haddim değil ama hatırlatmak için söylüyorum ki canlılığın temelini oluşturan proteinlerin ortaya çıkışının temel 3 olasılığı vardır.
    1-Elementlerden aminoasitlerin ortaya çıkma ihtimali
    2- Sağ ve sol elli aminoasitlerden sol ellilerin seçilme olasılığı
    3-Protein sentezinde peptit bağlarının seçilme olasılığı
    Şimdi, yaklaşık 500 aminoasitlik hemoglobin proteininin bu olasılıklar dahilinde TESADÜFEN ,RASTGELE,KENDİLİĞİNDEN oluşma ihtimali (1.ihtimali hesaba katmasak dahi) 1 BÖLÜ 950 OLDUĞU HESAPLANMIŞ. Şimdi düşünün ;sadece insanda YAKLAŞIK 120 BİN PROTEİN VAR.YAŞAYAN 10 MİLYON TÜR VAR.SOYU TÜKENENLER ÇABASI…Proten çeşitliliği ve olasılıklar nereye gider var siz hesap edin!
    DNA ve RNA ya dair matematiksel ihtimali 0 olan hesaplara girmeyeceğim.Tabi bunlardan başka lipitler,yağlar,karbonhidratlar..
    Ali Demirsoy mert bir bilim insanı.Bakın ne diyor: ‘’Tek bir proteinin tesadüfen oluşma ihtimalinin “bir maymunun daktilo tuşlarına rastgele basarak hiç hata yapmadan insanlık tarihini yazması” kadar imkansız olduğunu söylüyor.Ve aynı kitabında yine’’Bir Sitokrom-C’nin dizilimini oluşturmak için olasılık sıfır denilecek kadar azdır… Ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü güçler görev yapmıştır. Bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir.’’
    Evrimsel düşüncede bilimsel amaç neymiş hocam?(Dikkat edin!Bilimsel düşüncede amaç nedir? Demiyorum.Çünkü bilimsel düşünce kendi dünya görüşüne zıtta olsa matematiksel gerçekleri kabul eder.)Her şeye rağmen Allah dememekmiş!İhtimali 0 olan şeyleri dahi ateizm hesabına kabul etmekmiş!Sizin dediğiniz en kuvvetli evrim mekanizmaları bunlar mı Umut Bey!
    Hocam şimdi oturun bir daha düşünün insanları neyin kör ettiğini.Din mi…………….?

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  8. idilgmc diyor ki:

    Bekir bey, öncelikle söylemeliyim ki yorumlarınızı okuma fırsatını yeni elde ediyorum. Yani cevap vermediğimi düşünmeyin…

    Sanırım yorumumu tam olarak okumamışsınız, ya da anlamamışsınız. Benim dine saygısızlık ettiğimi size düşündürttüysem kusura bakmayın, ama ben kimsenin ne dinini ne de dinsizliğini küçümsemem. Benim bahsettiğim şey din çatısı altında yapılanlardan ibaretti, ancak bunu size açıklamak yerine yorumumu bir kere daha ama anlayarak okumanızı rica ediyorum.

    Ayrıca sizden rica ediyorum, evrimle ilgili gerçeklerin farkına varmak istiyorsanız araştırmalarınızı objektif olarak yapın. Aksi taktirde yaptığının araştırmanın hiçbir bilimsel değeri olmayacaktır, elde ettiğiniz sonuçların da öyle.

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  9. bekir diyor ki:

    İdil Bey,bir öğretmenin hatası veya yanlış anlayışıyla tüm eğitim camiasını mahkum etmek ne kadar insaflıysa üç beş dindarın hatasıyla da din ve dindarları mahkum etmek o kadar insaflıdır. Dinin aslının ne olduğunu yukarıdaki yorumlarımda okuyabilirsiniz.
    Ayrıca şunu da defalarca ifade ettim ve yine ediyorum ki benim evrim hakkındaki kanatlarımla şahsi dindarlığımın yakından uzaktan alakası yok…Sayfanın başındaki makaleyi bilimsel olarak neden doğru bulmadığımı izah sadedinde bir üsteki yorumumu okumanızı rica ediyorum(Bu arada bir yanlışımı da düzeltmek isterim ki hemoglobin proteininin tesadüfen oluşma ihtimali 1 bölü 10 üzeri 950 dir.)
    İdil Bey,bana sorsanız:Fotosentez nasıl oluyor ?Ben de size tesadüfen oluyor desem.
    Protein sentezi nasıl oluyor deseniz ben yine aynı cevabı versen. Ne sorsanız hep tesadüfen,rastgele olmuştur desem,benim bilimselliğim hakkında ne düşünürsünüz?
    İşte evriminde bize süslü tabaklar içinde sunduğu –içinde bazı doğrular olmakla birlikte –tek öznesi ne yazık ki kör tesadüftür.Bakın ben DNA RNA yı da biliyorum,mutasyonları da,protein sentezini de…Lütfen en basit bir bakteride bile 600 çeşit protein var ve bunların aminoasitlerden tesadüfen oluşma ihtimali matematiksel olarak sıfır.Ayıntıya girmek istemiyorum.
    Şimdi düşünün bunlar dinin verilerimi yoksa biyokimyanın,matematiğin verileri mi?
    Son olarak ben de sizi objektif düşünmeye ve meseleye birde bu pencereden bakmayadavet ediyorum ve çok merak ettiğim şu soruma da cevap istiyorum:
    Biyoloji ve matematik DNAnın,RNAnın,işlevsel binlerce proteinin tesadüfen meydana gelmesinin imkansız olduğunu haykırırken ve bu gerçek onlarca evrimci bilim insanınca da itiraf edilirken neden hala bu tesadüfler,rastgeleler öznesinde ısrar ediliyor?
    Bana yazmasanız da bu sorunun cevabını kendi dünyanızda bulmanızı isterim….

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  10. BilimarT diyor ki:

    Bu olasılık meselesini ilkokul çocuklarının anlayabildiği seviyeden yukarıya çıkartmadan, 0 olasılık diye bir şey yok… aminoasitleriniz varsa bir korelasyonun meydana gelmesi olasılığı 0 değildir.

    Eğer olasılık kavramını tesadüf diyerek küçümserseniz, Falanca protein nasıl oluştu? sorusuna aradığınız yanıt, ancak tanrısal olabilir -ki buna itirazımız yok… Siz ve sizin inançlarınız zerre beni rahatsız etmez.

    Elbette insandaki hemoglobinin sizin de takıntılı bir şekilde olmasını arzu ettiğiniz şekilde “hokus pokus” ile birden oluşabilmesinin olasılığı oldukça düşüktür.

    Zahmet edip, 2 C atomu, 1 N atomu, 2 O atomunun oluşturabileceği kombinasyonları da hesaplayın.

    eliniz değmişken, bir kaç parça metal, cam ve plastiğin bir araya gelerek toyota marka bir 4*4 oluşturma ihtimalini de hesaplayınız.

    Buna cevabınız hazır değil mi? Onu insan yapıyor… Yani yapan bir güç var…

    İnsan yapıyor, evet… anladım…

    tam 0 tarihinde insanın araba yapma ihtimali nedir?

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  11. idilgmc diyor ki:

    Öncelikle “bey” olmadığımı söylemeliyim sanırım…

    Şimdi “şu element nasıl oluştu, bu molekül nerden geliyor böyle” sorularınızı bir kaç dakikalığına rafa kaldırmanızı rica ediyorum…

    Yaptığınız araştırmalardan bilirsiniz ki, Charles Darwin HMS Beagle ile 5 yıl sürecek olan bir yolcuğa çıktı… Galapagos Adaları’na ulaştığında evrimsel uyuma çok iyi bir örnek oluşturan birçok canlu türü buldu. Bu hayvanlar Güney Amerika’dakilere benziyordu, ancak onlardan belirli derecede farklılaşmışlardı. Her adada, diğer adalara uçarak ulaşamayan, bir çeşit ispinoz kuşu yaşıyordu. Her kuş, bulunduğu adaya uyum sağlamıştı…

    Biz buna “evrimle farklılaşmak” diyoruz. Çok büyük bir merakla soruyorum, “siz” buna ne diyorsunuz?

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  12. bekir diyor ki:

    İdil Hanım,kusura bakmayın çok özür dilerim.Sizin bir bayan olma ihtimalinizi dikkate almam gerekirdi.%50 olasılık az bir ihtimal değil! Ne diyeyim mahcup oldum.Olasılık demişken Umut bey artık ben pes ettim. Diyecek bir şey gerçekten bulamıyorum.Sadece bir tek hemoglobinin tesadüfen oluşmasının olasılığını ortaya koyuyorum.Sadece insanda 120 bin çeşit protein var diyorum.Yaşayan,soyu tükenen canlıları hesap edin lütfen diyorum.Matematikte 1 bölü 10 üzeri 50 nin altı imkansız kabul edilir diyorum.Ve bunların mukabilinde siz bana diyorsunuz ki:NEDEN OLMASIN!! Hocam burası sözün bittiği yer oluyor artık…
    Tesadüfler,rastgeleler,kendi kendineler benim lügatımda yeri yoktur hocam.Bunların(Yukarıdaki makalede bol bol geçtiği gibi ) kimlerin takıntıları olduğu ortada.Fazla söze hacet yok.
    Evet insanlık tarihi şuan ki mükemmellikte bir arabayı,uçağı, bilgisayarı birdenbire ortaya koyamadı,koyamazda.Bunlar tabiî ki bir tekamül sürecinde oldu. Hocam bana o zaman hemoglobinin tekamül sürecini anlatın(Bilimsel olarak varsa böyle bir sürec).ATPaz enzimi birdenbire olmadı öylemi?Ara formları neler?Sitokrom a,sitokrom b,sitokrom c evrimleşerek oldu öylemi?Ve binlerce enzim ve protein DNA zincirinde rastgele olan mutasyonlarla şuanki işlevselliğini basamak basamak, kazandı öylemi?
    Glikoliz nasıl evrimleşti hocam?Ya krebs?Yada canlıların besininin sentezlendiği calvin çemberi doğal seleksiyonla! nasıl oluştu?
    Su kaybetme problemi olan canlılar için çok önemli olan amonyağın üreye çevriminin gerçekleştiği ornitin devri enzimleriyle dolayısıyla proteinleriyle birlikte nasıl evrimleşerek! o hale geldi Umut bey?
    Fotoğraf makinesinin parçaları kendi kendine biraraya gelip işlev kazanamaz –velevki kademe kademe,basitten mükemmele doğru olsada-ama 2010 teknolojisi olan fotoğraf makineleri yanında ilkel kalan insan gözü sclerasından tut retinadaki rodopsinine kadar yavaş yavaş,kendi kendine oldu öylemi hocam?Doğru.NEDEN OLMASIN!!
    İdil Hanım soruma cevap vermeden soru soruyorsunuz ama cevap yazacağım inşallah.

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  13. bekir diyor ki:

    İdil Hanım,öncelikle şu ‘’SİZ-BİZ’’ifadelerine açıklık getirelim.Siz kimsiniz biz kimiz?
    Şu element nasıl oluştu,bu molekül nerden geldi sorularını rafa kaldıralım demişsiniz.Bence siz-tahminimde yanılıyorsam özür dilerim- bir Neo-Darwinist olarak evrimin moleküler düzeyde ortaya konulmasını hiç raftan indirmemeniz gerekir bence.
    Çünkü Darwinin zamanından bu yana sizde takdir edersiniz ki çok şey değişti. Bir ayının suya düşmesiyle zamanla balina olabileceğini, bir çiftlikte süt verimi yüksek inekler elde ederken ineklerin farklı bir türe dönüşebileceğini,sürüngenlerin sinek avlarken kuşa dönüştüklerini artık insanlar çocuklarını uyuturken masal niyetine anlatıyorlar.Yanlış anlaşılmasın ben bunları, bazı fikirleri küçümsediğim için söylemiyorum. Şunu ifade ediyorum ki bundan 150-200 yıl önce bu tür hiçbir bilimsel veriye dayanmayan sadece hayali çizimler,birleştirmeler,senaryolar sonucu ortaya konmuş fikirler bu zamanın insanını haliyle tatmin etmez diyorum.
    Daha öncede defalarca ifade ettiğim gibi eğer siz canlıların ortak bir atadan geldiğini, genlerinde meydana gelen rast gele mutasyonlarla çeşitli özellikler kazandıklarını, bu özelliklerden faydalı olanların korunduğunu faydasız olanların seleksiyona uğradığını iddaa ediyorsanız bu fikrinizi metabolik düzeyde ispat etmeniz gerekir.Bunu yapamassanız iddaalarınızın hiç ama hiçbir kıymeti olmaz.
    Fakat yukarıda yorumumda benim küçücük biyoloji bilgimle bir anda aklıma gelen 3, 5 metabolik olay gösteriyor ki bu ve bunun gibi onlarca metabolik olay bir bütünlük arzeder,kademe kademe olması –herbir parçası bir işe yaramayacağından doğal seleksiyon !!gereği eleneceğinden-mümkün değildir.
    Örneğin bunları yazarken aklıma gelen mitoz bölünme.Hiç düşündünüz mü
    Replikasyonu ile başlayıp profaz,metafaz,anafaz,telofaz ve sitokinez ile biten bu olay nasıl evrimleşti!Bu olayın en indirgenmiş şekli bu.Mayoz bölünmeye ne dersiniz?
    Ben şimdiye kadar biyokimyasal olayların evrimine ait tek bir makale okumadım.Biliyorsanız bana gösterir misiniz?
    İspinozlara gelince ;varyasyona veya adaptasyona siz evrim adını takıyorsanız o sizin litaratirünüze göre bir adlandırma olur sadece…
    Bakın Galapagos adalarındaki kuşların gagalarına kadar gitmenize gerek yok.Başınızı eğin kendi vücudunuza bakın yeter. Mitokondrilerinizin girintili çıkıntılı bir iç zara sahip olmasının uyumundan tutun omurlarınız arasındaki disklere kadar her şey ama her şey bir uyum içinde…Sadece sizde değil tüm canlıların tüm hücre,doku,organve sistemlerinde,sadece canlılarda değil ekosistemin heryerinde bu böyle….Ciltlerce sitoloji,embriyoloji,fizyoloji,biyokimya,histoloji kitapları bu uyumu anlatıyor.
    Şimdi siz bu uyumun sebebini binlerce bazlık DNA zincirindeki tamamen tesadüfen meydana gelen,%99 u bozucu olan (Hem de gamet oluşumundaki mutasyonlar olması gerekiyor biliyorsunuz) mutasyonlarla izah ederseniz Umut beye olduğu gibi size c1de söyleyeceğim bir şey kalmıyor derim…

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  14. BilimarT diyor ki:

    http://www.fsteiger.com/questions.html
    http://www.talkorigins.org/indexcc/list.html

    Size cevap yazmamamın sebebi, ne hakkında konuştuğunuzu gerçekten bilmiyor oluşunuz.

    Teferruatlı anlatımlara zamanım yok, size okumanızı tavsiye etmiştim…

    Evet, bana söyleyecek sözünüz yok artık anladım… kabul de ettim. Yolunu kaybetmiş acizler olduğumuz konusunda da itirazım yok. Sizin inandığınız şey doğru ve ben bu doğruda değilim.

    Uzatmayalım yani…

    Ne siz ilksiniz, ne de ben…

    Yukarıda verdiğim linkleri samimiyetle okumanız dileğimle…

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  15. bekir diyor ki:

    Umut bey, ben size karşı pes ettiğimi, söyleyecek bir şeyimin kalmadığını ifade etmiştim zaten.İdil Hanımın sorusuna birkaç bir şey yazayım dedim.Ama her zaman olduğu gibi siz üzerinize vazife çıkarttınız.Arkadaşlardan nedense ses çıkmıyor.Neyse sağlık olsun.
    Hocam, ne konuştuğunuzu bilmiyorsunuz diye güzel bir tespitte bulunmuşsunuz..Sizi tebrik ederim.Evrimin neyi ortaya koyduğunu ifade sadedinde söylediklerim ancak ne konuştuğunu bilmeyen insanların söylemleri olabilir ancak.
    Metabolik yolların olmayan evrimi üzerine cevap yazamayacağınızı biliyordum zaten. Ama keşke bunu karşınızdakinin seviyesini küçümsemek yerine erdemli bir insan gibi ‘’Evrim daha bunlara bir cevap bulamadı’’deseydiniz size yakışanı yapmış olurdunuz.
    Evet tüm mükemmelliği ile kainat önünüzde değil mi? Tıkır tıkır her şey işliyor.Buna bakıp atıp tutmak kolay tabii.Ve sizde bunlara bakıp’Bak doğal seleksiyon nasıl işlemiş ama.Her şeyi yerli yerine koymuş.Eeee tabii bunun adı doğal seleksiyon,mutasyon ,tesadüf ,şey tesadüf demeyelim kulağa pek hoş gelmiyor şöyle bilimsel bir terim bulalım bari.aha buldum.olasılık tamam kardeş.Abi ya peki niye deneysel ortamlarda değil canlı bir organel yapamıyoz.Aaa kardeş bilmiyor musun bu işler öyle hemen olmaz.Milyonlarca yıl lazım.kim milyonlarca yıl ötesine gidebilir.İşi bilcen işe gitmeyecen.
    Hocam şaka bir tarafa başkasının malını gaspediyorsunuz.Üzülerek ifade ediyorum ki bilimsellik namı altında ateizm sizi kullanıyor.Bir saatin işleyişi tesadüfle açıklanamazsa neden o saatin vücuda gelmesi tesadüfle açıklanmak zorunda kalınır anlasanıza…
    Neyse hocam sizinle tanıştığıma gerçekten memnum oldum Bunu laf olsun diye söylemiyorum inanın.Eğer sizi kıracak şeyler söylediysem hakkınızı helal edin.Benden yana da helal olsun.İnsanlığın yararına yapacağınız çalışmalarda başarılar dilerim.

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  16. idilgmc diyor ki:

    Yorumlarınıza cevap vermemem söyleyecek bir şeyim olmamasından değil, size söyleyecek bir şeyimin kalmadığındandır…

    Bakın Bekir bey, burada herkesin statüleri farklı olabilir. Ama hepimizin onurları aynı, sanırım bu konuda da hemfikiriz…

    Ben size o soruyu yönelttim, çünkü aklınızdaki tek şey “O molekül nasıl oluştu, bu molekül nerden geldi?”ydi, benim yorumlarınızdan anladığım buydu en azından. Ben de size daha farklı bir örnek vererek olaya bakış açınızı biraz daha genişletmek istedim…

    Evrimi anlamaya çalışmanız için öncelikle bu konuda gerçekten bilgi edinmeniz gerekiyor. Kusura bakmayın ama taraflı baktığınızı düşünmenin de ötesinde, konuyla ilgili pek bir bilgi birikimine sahip olmadığınızı düşünüyorum…

    Bu yorumlara devam etmek sadece konunun gereksiz yere uzamasını sağlayacak. “Verecek cevabı olmadığı için kaçıyor.” diyebilirsiniz, istediğinizi diyebilirsiniz, ne de olsa burada istediğinizi deme hakkına sahipsiniz.

    Bu konuyla ilgili size son yorumum bu, oysa bunu bile söyleme gereği duymuyordum. Umarım linklerden yararlanarak bakmak yerine görmeye çalışırsınız…

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  17. BilimarT diyor ki:

    Aynen ısrar ediyorum, yukarıda size cevap verildi…

    Verilen linkleri okuyabilecek olursanız, sizin olmayan vs. laflarınıza cevabın hazır olduğunu görürsünüz.

    Elimizden geldiği kadar atlamadan cevaplamaya çalışıyoruz.

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  18. Mehmet emre diyor ki:

    ben sizin kadar bilgili olmasamda bu konuda, idil hanımın din hakkındaki tutumunu kınıyorum. fakat seviyeli tartışmanızdan dolayı da hepinizi tebrik ediyorum, yazılarınızı okudum. Bekir arkadaşın, söylediklerini dindar olduğu için kabul etmemeye çalışmanız cevap vermek yerine sen dindarsın bunları dinin etkisiyle söylemişsindir bu yüzden dikkate almıyorum gibi bir cevap vermişsiniz genelde. Ben darwin teorisini kabul ediyordum ama şüphelerim var. Öncelikle eğer müslümansam soyumuzun atamızın Hazreti Ademe dayandığı bildirilmiş Allahu teala tarafından. buna inanmayanları cehennemle tehdit etmek yerine müslümanlarda bilimsel çalışmalarla bunu ispatlamak gerektiğini anlamışlardır. Eğer gerçekten inanıyorsak Allahın kendi kendini yok saydıracak kendini yalan çıkaracak bir teoriye meydan vermediğini tesadüflere yer bırakmayacak ölçüde kendi gücünü herşeye kattığını açıkçası hiç kimse inkar edemez inkar edenin de bunu bilimsel kanıtlarla ispatlaması gerekir. Allahı inkar etmek için değil varlığın var oluşun temellerinin tesadüflere dayandığını. burası işin dini boyutu, bilimsel boyutuna gelirsek, Evrim teorisi hiç bir zaman kesinliği kanıtlanmamıştır, bazıları bunu kuantum mekaniğinin bazı kısımlarının ispatlanamamışlığına benzetselerde hiç bir alakası yoktur. kuantum fiziğinin ispatlanan ama açıklanamayan kısımları vardır. ispinoz kuşlarının bir ada da farklı diğer adada daha farklı olmaları o adaya uyum sağlamaları evrim teorisinin en temel bilimsel dayanağıysa ciddi bir sorunun var demektir bilimsel kanıtında. kendinizi dinden uzaklaştırarak dinin büyük kısmını inkar ederek bilime tek bir pencereden değilde bir çok pencereden bakabilme yeteneğine kavuşacağınızı düşünüyorsanız. evrim teorisinede bu açıdan bakabilmelisiniz, ben kötü bir fizikçi olarak biyolojiden aslında pek anlamam, ama evrim teorisini dna rna olasılık açısından incelediğinizde eğer evrim teorisi hala geçerliliğini koruyorsa ben o zaman bilime değer veren bir insan olarak kabul ederim, fakat tam tersiyse sizde çok eleştirdiğiniz müslümanlar gibi davranabilir misiniz ? ben dindar değilim uzun bir süre ateist olarak yaşadım. belki halada biraz öyleyim ama islam dininin bilimi reddettiği düşüncesinden kaynaklanmıyordu dinsizliğim. bilgisizlikten kaynaklanıyordu. sonuçta bilimin temellerini atanlar arasında müslümanlar vardır. bunu kimse inkar edemez. demek istediğim inançlarımız görüşlerimiz bilimsel kanıtlarımızı etkilemesin,, doğruları hep birlikte gerçekten olduğu gibi kabul edelim ve en doğruya ulaşalım. insanlık kazansın, kusurum varsa affola. kendimce bişeyler yazdım

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  19. BilimarT diyor ki:

    Sayın Mehmet Emre,
    Öncelikle eleştirilerin için teşekkür ediyorum, bazılarına kısa zaman aralıkları ile cevap vermeyi deneyeceğim, eksik veya hatalı kısımları anlayışla karşılayacağını umuyorum.
    1. Teori Nedir?
    Sanırım en büyük problem bilimsel dili bilmiyor olmak. Gündelik dilde teori küçümsenen bir şey ancak bilimde teori çok önemli bir kavramdır.

    Bilimsel bir çalışmada araştırmacının öncelikle belirlemesi gereken şey üzerinde çalışacağı problemi belirlemektir. Çoğu zaman problemi belirlemek deyince insanlar şöyle cevaplar verirler: Küresel ısınma, AIDS vb. Ancak bu sorunlar çalışmalara yön veren birer soru değildir. Bir bilim adamı yola çıkarken sorular sorarak çıkar. Örneğin, oksijenli solunum yapan canlıların sayısının oksijen üreten canlılardan fazla olmasının son 10 yıl içinde kuzey yarımküredeki atmosfer karbondioksit miktarına etkisi nedir? Gibi detayları çok net olan bir soru sorar ve bunu belirlemek üzere hem veriler toplar hem de cevaplar arar. Burada sorunun oldukça detaylı ve amacının açık olduğuna dikkat ediniz.

    Elde edilen veriler sonucunda araştırmacı bir bilimsel yargıya varır: dikkat edin burada ulaşılan sonuç bir yargıdır ancak bu yargının doğru olup olmadığı belli değildir. Biliminsanı kişisel olan bu yargıyı nesnel bir yargıya dönüştürebilmek için bunu ispatlamaya veya söylediğinin tersini ispatlamaya çalışır.

    Öncelikle yargısı ürettiği soruya verilen bir cevaptır. Mesela biliminsanı yukarıdaki soruya şu yanıtı vermiş olabilir: oksijenli solunum yapan canlılar sürekli oksijen tükettiği ve karbondioksit ürettiği için zamanla bulundukları ortamın oksijeni azalır, karbondioksiti artar. Bu azalmayı dengelemek için bulundukları ortamda yeterli sayıda oksijen üreten canlı bulunmalıdır.

    Bu yargıyı doğrulamak için deneyler tasarlar. Deneylerinin sonucunda iki ihtimal vardır: ya yargısı doğrudur ya da yanlıştır. Doğru ise, ek deneyler yapar ve yargısı artık bir yargı değil bir GERÇEK adını alır.

    Yanlışsa yargısı yanlıştır. O zaman soruya yeni cevaplar aramak üzere yeniden başa döner.

    Bu gerçek, artık dünyanın atmosferindeki CO2 miktarının değişimine ilişkin başka bilim adamları tarafından üretilen gerçeklerin arasında yerini alır. Çok sayıda aynı konuyla ilgili gerçek biriktiğinde ortaya atmosferdeki gazlarla ilgili TEORİ çıkar.

    Teori, çok sayıda biliminsanı tarafından deneylerle bulunan gerçeklerin toplamıdır. Tıpkı hücre teorisi gibi…

    Buradan da anlaşılacağı üzere “teori ispatlanamamıştır” cümlesi kendi içinde çelişkilidir.

    Bizim en büyük sorunumuz bilim dilini bilmeyen insanların bilim dilini kullanarak yargılar üretmesi… Daha yargılarını tartışma adımına geçemiyoruz, çünkü kullandığı kelimeleri yanlış anlamda ve yanlış yerde kullanıyor. O yüzden insanlara sık sık okumalar tavsiye ediyoruz.

    Umarım açıklamaya çalıştığım şeyi anlamışsınızdır. Bir sonraki cevapta, inanç ile evrim arasındaki ilişkiye değinmeye çalışacağım.

    Saygılarımla…

    Yazı içeriğini uygun bulmuyorsanız bize bildiriniz...

  20. idilgmc diyor ki:

    Mehmet Bey, orada yazdıklarımın yanlış anlaşılmasını doğal karşılayarak tekrar belirtmek istiyorum, bahsettiğim şey dini kullananlar içindi… Ne sizin dininize, ne de bir başkasının dinine laf söyleyecek bir insan değilim ben. Orada genel olarak bahsettiğim kişiler, sel felaketinden sonra “para avı”na çıkıp mikrofonlara “Onlar oruç tutmadığı için böyle oldu!” diyen kişilerdi, sırf kendilerini haklı çıkarmak için türlü türlü şeyler “yaratan” kişilerdi…

    Umarım bu olaya biraz açıklık getirebilmişimdir…

Yorum yapmak ister misiniz?

- Why ask? This confirms you are a human user!