Ekolojik Bilinçlenme | Bu yazıyı öner!
Dr. Çağatay Tavşanoğlu - Ekolojist.
Hacettepe Ünv. Ekoloji A.B.D Başkanlığı
Ekoloji, canlı ve cansız varlıkların ortamlarını ve birbirleriyle olan ilişkilerini inceleyen bir temel bilimdir. Ancak, sanayi devriminin olumsuz yan etkileriyle karşılaşmaya başladığımız yıllardan beri, insan ekolojisinin ortaya çıkışıyla, çok daha kapsamlı ve çok disiplinli bir bilim dalı haline geldi. Ekolojinin bu kapsamlı halinden bile daha geniş bir yelpazede ele alınabilecek olan ekolojizm ise bir hayat görüşü ve çevrecilikle karıştırılmamalı (bkz., Ünder, 1996). Günümüzde “çevrecilik!” adı altında oynanan komedya, ne yazık ki toplumun büyük bir kesimini sarmış durumda, her gün “çevreci” kampanyalara TV’lerden parasal destek isteniyor. Bankaların ATM’lerine para çekmeye gittiğinizde karşınıza çıkan seçeneklerden biri bazı ağaçlandırma faaliyetleri için para gönderme seçeneği. Belki bu gibi kampanyalarda, hem bu kampanyaları düzenleyen hem de kampanyalara katılanlar açısından iyi niyetle yola çıkılıyor olabilir. Ancak ekolojik bilincin olmadığı bir ortamda, bu tür “çevre dostu” kampanyaların çoğunlukla gösterişten ibaret kalmakta olduğunu üzülerek izliyoruz.
“Temel ve orta öğretimimiz, ekolojist yaklaşımları ne ölçüde içeriyor?” ya da “Varolan eğitim sisteminde öğrencilere ekoloji bilinci ne kadar aşılanabiliyor?” gibi sorular belki derin araştırmalara konu olabilir, ancak ekoloji bilincine sahip bir kişi için herhangi bir ilköğretim kitabını açıp, ekoloji adı altında nasıl “çevreci!” yaklaşımlar sunulduğunu görmek zor olmayacaktır. Lise eğitimi ise başlı başına bir muamma olduğundan (mevcut üniversite sınav sistemi sayesinde robotlaştırılan öğrencilerle ve test çözme teknikleri ile yürüyen bir sistem), ekoloji bilimi ne kadar derinlemesine verilirse verilsin, ekolojist yaklaşımların bütüncül ruhuna da aykırı olan ‘test tekniği ile başarılı olma koşullanması’ nedeniyle, verilen ekoloji dersi öğrencilerin zihninde kısa sürede unutulacak bilgi yığınlarından başka bir şey oluşturamıyor.
Ekolojik bilinçlenmemizde eğitimin önemi sadece temel eğitimle bitmiyor. Üniversite düzeyinde okuyan öğrencilerin de ekoloji ile bir şekilde ilgilenmiş olmalarının önemi gözardı edilemez. Özellikle, üniversitelerdeki ekoloji ve doğa ile ilgili öğrenci kulüp ve topluluklarına büyük görevler düşüyor.
Doğayı ve doğal kaynakları herhangi bir şekilde kullanan inşaat mühendislerinden spor bilimcilere, kimyagerlerden çevre mühendislerine kadar her türlü meslek grubunun ise üniversite eğitim dönemleri boyunca temel ekoloji ve ekoloji felsefesi eğitimlerinden geçmesi şart. Sosyal bilimlerde ise, yeni bir bilim dalı olduğu iddia edilen ve ekolojiyi insan merkezli bir bakış açısına daha yakın olan bir potada eritmeye çalışan (Tavşanoğlu, 2004) “Çevrebilim” gibi bir hayali olgu halen duruyorken (Keleş ve Hamamcı, 1998), ekolojik bilincin sosyal bilimler alanında yeşereceğini düşünmek akla daha uzak geliyor. Her ne kadar, “çevrebilim” olgusu ekolojik bilinçlenme önünde bir engel oluşturuyorsa da, sosyal bilimler alanında bu konuda varolan tartışmalar (bkz., Çalgüner, 2003), yakın bir gelecekte bu direncin kırılacağı izlenimini veriyor. Nitekim, “çevreci!” profesör Ruşen Keleş’in bile yakın geçmişteki bir konferansta (Kasım 2003; Sosyal bilimler açısından çevre konferansı), ekolojik bir duyarlılık göstererek daha önce hiç atıf yapmadığı ekolojist yazarlara atıf yapmaya başlaması da (İncedayı, 2004), ekolojizmin bir zaferi olarak yorumlanabilir.
“Çevreci” bir eğitim sistemimiz ve “çevrebilimci!” sosyal bilimcilerimiz varsa da, en azından bireysel bazda yapılacak girişimlerle, toplumsal olarak ekolojik bilinçlenmede yol alabileceğimizi unutmayarak umutsuzluğa kapılmamamız gerekiyor.
BilimarT
Biyoetiketler: Bilim, Çevrecilik, Doğa, Eğitim, Ekoloji, Ekolojizm, Üniversite

Yorumlar (Siz ilk Olun!)
Henüz bir yorum yok, Siz ilk olabilirsiniz.
Bir şeyler söyle