« Üniversite Nedir? | Anasayfaya Dön | İstanbullular her sabah ücretsiz “yalan haber” alıyor. »

Bilim İnsanı Kimdir? | Bu yazıyı öner!

↓ Yazıya geç!

insanı evrendeki olay ve olguları inceleyen, onun altında yatan gizemin kaynağını araştıran ve bu gizemin nedenlerini anlamaya çalışan ve anladıklarını basitleştirip kitlelerin anlayabileceği bir şekilde yayın yolu ile duyuran kişidir.

Ayrıca insanı anlamış olduğu doğal gizemi yaşamı daha da kolaylaştıracak şekilde insanlığın hizmetine sunan kişidir. Ulaşım araçlarının gelişimi, modern tıbbi cihazlar, elektrik ve elektroniğin keşfedilmesi ve bu hizmetlerin geniş kitlelere ulaştırılması konuya verilecek güzel örneklerdir. Bu yönüyle insanı hayatın her alanında yaşamı kolaylaştırmak için büyük bir mücadele içindedir.

Ancak insanı hiçbir zaman kıskanç duygularla bulgusunu salt kendisi ve çevresi için kullanmamıştır ve kullanmamalıdır. İnsanlığın kanımca en büyük buluşu olan elektriği bulan kişi bulgusunu sadece kendi çevresine, kendi ulusuna ve mensup olduğu dini cemaatin kullanımına sunmamıştır. Bugün toplum yaşamının neredeyse tamamı elektriğin varlığına bağlıdır ve buluşu yapan kişi ve yapıldığı ulusun sınırlarını çoktan aşmıştır.

Pekala nasıl bir kişidir insanı, nasıl bir kişiliği vardır da insanlık için durmadan çalışır, özveride bulunur ve çoğu zaman da hayattayken toplumda hak ettiği itibarı görmez, hatta alay konusu edilir? insanlığı bir yaşam biçimidir. Her şeyden önce insanı kendini aşmış, evrenselleşmiş kişidir. Kendine has bir yaşamsal disiplini olan, herkesten fazla toplumsal sorumluluk taşıyan kişidir. Ülke ve bölge sınırlarını aşan, yer yüzünün her noktasında meydana gelen olayların kendisini de ilgilendirdiğini düşünen kişidir. Dili ve dini evrenseldir. Sınırları evrenin sınırları ile ölçülmektedir. insanı hipotezini kurarken veya sonuçlarını açıklarken kendi dünya görüşleri doğrultusunda hareket edemez, hissi davranamaz. Bulguları veya bilimsel gerçekler üzerinde titrediği herhangi bir konuda kendisine ters geliyor diye çalışmamazlık edemez ve bulgularını gizleyemez.

Hepimizin bildiği Galileo insanlarına çok güzel bir örnektir, bu değerli insanı ‘yine de dünya dönüyor’ derken var olan doğal gerçeği ölümü pahasına da olsa bilimsel ahlaka yakışır bir şekilde açıklamayı bir görev bilmiştir.

adamı kimdir ya da kimler adamı olabilir? En kısa tanımı ile “bilimle uğraşan kişidir”. AnaBritanica adlı ansiklopedide ise şöyle tanımlanmaktadır adamı “nesnel dünyaya ve bu dünyada var olan olgulara ilişkin tarafsız gözlem ve sistematik deneye dayalı ve genel doğrulara, temel yasalara ulaşmayı hedefleyen zihinsel etkinliklerin ortak adı” diye. Bu durumda, bir diğer ifade ile “nesnel dünyaya ve bu dünyada var olan olgulara ilişkin tarafsız gözlem ve sistematik deneye dayalı çalışmalar yapan, genel doğruları ve temel yasaları bulmayı hedefleyen herkes adamı olabilir.

Pekala adamı bir unvan mıdır? Varsa bu unvanı kim veya hangi kurumalar verir. Eğer bu unvan üniversite tarafından veriliyorsa; her üniversiteli, uzman, ve öğretim üyesi ya da araştırıcı araştırma görevlisi, doçent, profesör, adamı mıdır?

Evet adamlığının bir unvanı vardır ve bu unvan bilimle uğraşan, toplum ve doğa yararına çalışmalar yapan, ve yaşamını sorun çözmeye adayan topluluğa verilen genel bir ibaredir. Ben adamıyım diye adamı olunmaz. Kişinin bilime katkıları toplum ve tarih tarafından itibar görürse unvan alır. adamı unvanı dendiğinde bir saygı, şükran duygusu sezilmekte ve bilimle uğraşanları onore etmek hedeflenmelidir. Bu bağlamda bir unvan olarak adamlığı, Ar-Gör, Yard. Doç. Doç. Prof. gibi akademik unvanlardan farklı olmak zorundadır. Doçentlik ve profesörlük kişisel unvanlar yasa ve yönetmenliklerle hangi koşuları yerine getiren kişilere verileceği bellidir. Örneğin, mevcut yasa ile üniversitede iyi bir öğrenci olmasanız bile uslu, hocasına veya yöneticilerine karşı saygıda kusur etmeyen biat eden, iyi bir çocuk olarak Araştırma Görevlisi alınabilirsiniz. Sonra hocanın her dediğini yerine getirerek hocanın ölç dediğini ölçer, tart dediğini tartarak doktoranızı tamamlayabilirsiniz. Hocanın yayınlarının yanına isminizi de yazarak yayın sayısına sahip olabilirsiniz. Hasbel kader dil sınavında geçerseniz önce Doçent, beş yıl sonra da Profesör olursunuz. Maalesef bu durumda olan sayısız akademisyen sayılabilir.

Tabii aldığınız, Doç. veya Prof. gibi kişisel unvanlar ile adamlığı gibi toplumsal ve onursal unvanların farkı olması gerekir. Çünkü akademik unvan verilir, ancak unvanı alınır.

Sonra adamlığı sadece akademisyenlerin tekelinde midir? Üniversitede sadece ders veren, birkaç uluslararası makale yazan, bu sayede doçent, profesör olan bir kişi midir adamı? Örneğin bir ecza çırağı adamı olabilir mi?

Tabii ki adamlığı sadece akademisyenlerin, üniversite mensuplarının tekelinde değildir ve olamaz da. Ancak formel olarak öğretim üyesi, araştırıcı, uzman olmak adamı olmak için yeterli değildir. Çünkü geçmişte buna benzer unvansız kişilerin bilime önemli katkıları olmuştur. Bunun için okullu veya diplomalı olmalarına da gerek yoktur. Ancak okul bu işin kapısını açmaktadır. Diğer taraftan prof. mertebesine ulaşıp da ciddi hiç bir yayını olmayan bir çok akademisyen bunmaktadır. Ancak akademi bilimsel disiplini işlemesi ve metodolojik olarak olaya yaklaşmasını sağladığı için o çatı altında toplanılması çok doğaldır. kuruluşları veya adamlarının bilimsel disiplin içinde temelde iddiaların bilimsel yöntemle ortaya konması ve bulgularının ve savlarının bilimsel süreçten ve süzgeçten geçirilmesi gerekir. Bu sürecin herkesçe tekrarlanabilir olması birinci şarttır. İddia sahiplerinin “ben yaptım oldu,o zaman olmuştur” benzeri savunuları kuruluşlarının kabul etmediği bir olgu olduğu için bilimin akademi tekelinde olması gerekir.

Tasang “bir bilgin anlayışlı ve sabırlı olmalıdır. Çünkü onun yükü ağır ve yolu uzundur” diyor. Ne büyük ders değil mi?

Bir yaşam biçimi olarak adamlığı her şeyden önce yetişkin birey davranışı ile hoşgörülü, alçak gönüllü, kendini demetleyebilen sabırlı ve paylaşımcı yapısı ile tezlerine karşı yapılan bütün eleştirilerden ders çıkaran ve bildikleri ile değil, bilmedikleri ile kendisini öz eleştiriye alan bir kişiliktir. Bu bağlamda adamı kör inatçı değil, daha çok olayları tanımaya çalışan, aklına ve diline geldiği gibi konuşan değil, olayı akıl süzgecinden geçiren kişidir. adamı bilimsel olayları değerlendirirken sokak ağzı ile laubali bir şekilde düşüncelerini karşıya benimsetmeye kalkmaz. insanı aynı zamanda hümanist kişiliklidir. Aslında bunlar akademik terbiyenin ölçütleridir. Akademik terbiyenin oluşması için mutlaka mesleğe yeni başlayan kişinin tam bir üniversite ortamındaki farklıklıları teneffüs etmesi gerekir. Bunun için mutlaka genç öğretim üyelerinin yurtdışını ve üniversitelerdeki farklıklıları görmesi gerekir.

Pekala adamı salt çağının ve toplumun sorunları yanında doğanın yasalarını tanıma ve çözüm bekleyen problemlerle boğuşmak zorunda mıdır? Yoksa bir kez akademik unvanı aldıktan sonra, politikaya soyunmanın sıçrama tahtası olarak görülen, bölüm başkanı, dekan, rektörlüğe soyunmayı yeğlemek, kartvizitine veya CV’sine benim şu özelliklerim var diye yazdırabilmek uğruna her şeyi göze alabilmek midir adamlığı?

Hangisi acaba? adamlığının çağına, sosyal, kültürel ve toplumuna karşı sorumluluğu var mı veya böyle bir sorumlulukları var mıdır veya olmalı mı?

Tabii insanı çağına ve topluma karşı sorumludur ve bilimden ve doğadan yana taraf olmak zorundadır.

İyi/kötü, namuslu/namussuz adamı olur mu? Olabiliyorsa bunun ölçütleri nelerdir?

Bu tabii kişinin kendi değer yargıları ile ilgili olsa gerek. İyi adamı önce çalışmaları ve etik değer yargıları ile kendisini kanıtlaması gerekir. Tabii doğadan yana insandan yana her insanı namuslu ve dürüst olmak zorundadır.

Bu soruya Prof. Dr. Ahmet İnam CBT dergisinin 6/12/2003 sayı 872′ deki Gönülden Bilime’ adlı köşesinde bakın ne diyor.

insanı kimdir?” sorusuna yanıt ararken, kişilik özelliklerinin değil, insanı karakterinin ardındayım. Kişilik özellikleri, sinirli, sabırsız, içe dönük ya da dışa dönük… diye nitelendirebileceğimiz psikolojik özelliklerdir. insanı karakteri diye nitelendirdiğim, elbette ki psikolojik özelliklerden bağımsız olmayan, bilimsel araştırma ala­nında yaşıyor olmanın getirdiği karakter özellikleri, yapan in­sanın, insanı olarak taşıdığı, taşıması gereken özelliklerdir.”

Inam’a göre insanının temel karakteri dürüstlük olduğunu belirtiyor, şöyle ki; kendine ve araş­tırdığı alana, alanıyla ilgili araştırmalara karşı dürüstlük. Bu dürüst­lük, gerçeğe duyulan saygıdan gelir. Bu saygı en azından beş öğeden oluşur:

a) Gerçekliği anlama, öğrenme, araştırma duyarlılığı. Sürek­li gözlemlerle, yeni bilgiler edinme çabası,

b) Yeni verilerle, yeni öğ­renilenlerle eski bilgilerimizin karşılaştırılması. Özeleştiri. Ken­dimizle ve gerçeklerle yüzleşebilme.

c) Araştırma yaptığımız alan­larda farklı görüşlere açık olma.

d) Görüşlerimizi içtenlikle, açıkça dile getirme,

e) Sürekli olarak kendimizi tazeleme. Bu saygı, insanının kendine, yaptığı işe, bilime, insana saygısıdır.

Mevla’na gibi topraktan elmas arar gibi ilim irfan arayan bilgin insanını şöyle tanımlamaktadır “nice bilgin var ki gerçek bilgiden, gerçek irfandan nasipleri yoktur. Bu çeşit bilgin, bilgi hafızıdır, bilgi sevgilisi değil”dirler.

İnsanı Evrensel Olma Durumundadır

Bilimin bu evrensel ilkelerini yerine getirecek olan tabii ki insandır. Yukarıda belirtildiği üzere bilimsel araştırmaların sistematik olarak yürütülüp sonuçlandırılmasında insanının çok büyük sorumluluğu bulunmaktadır. insanı da toplum içerisinde yaşadığı için toplumla birlikte olması gereken durumlarda kendi iradesi dışında zorunlu bir takım ilişkiler çerçevesinde üretim sürecine girmek ve toplumun ortak kültürünü paylaşmak zorundadır. Buradaki insanının kendi toplumsal dinamiği içerisinde bir ulusal veya toplumsal kültürü vardır, bunlardan ise dayandığı sınıfın kimliği ve kültürü ağır basmaktadır. Bu yönüyle insanı bir kişilik ve kimlik taşımaktadır. Bir de insanının başka bir kimliği veya kültürü vardır ki o da evrensel kimliğidir. Bu bağlamda Voltaire insanını şöyle tanımlıyor “Gerçeği arayanlar bütün insanın mali olur”.

İnsanı Gerçeği Aramakla Yükümlüdür

Bilimsel düşünce yapısı kazanmış bir kimse her şeyden önce gerçekçi bir yapıya sahiptir. Olaylara saygılıdır ve her olayın bir nedenden kaynaklandığını bilir. Cemal Yıldırım’ a göre insanı yargılamalarında tutarlı ve ihtiyatlı olmasını bilir; olay ve olgulara dayanmayan genellemelerden kaçınır, dogmatik inançlara sapmaz.

bir sistematik öğrenme ve araştırma sanatı olduğuna göre insanlığı ahlakı doğuştan değildir, ile kazanılacak bir olgudur. insanının en önemli özelliklerinden biri de onun ahlaki hayatıdır. insanın ahlaksal hayatı, sürekli bir arayış heyecanı, çıkara dayanmayan bir özlemle didinen saf ve onurlu bir hayattır. Sürekli doğruyu aramak, bulguları çarpıtmamak, okumadığını okumuş gibi, bulmadığı sonucu bulmuş gibi göstermemek, başkalarının düşüncelerini kendi görüşüymüş gibi sahiplenmemek gibi erdemlere sahiptir. insanın ahlaksal hayatı paraya, üne ve otoriteye önem vermeyen fakat gerçekleri bulma ateşi ile çırpınan bir hayattır. Bu anlamda adamı, bilimi ve bilgisi ile ölümünden de sonra da yarattığı etkileri yaşayacağı için kutsal bir görev üstlenmektedir. Bu bağlamda bilime ve bilgiye olan saygı adamına saygıya dönüşmüştür.

Türkiye Bilimler Akademisi TUBA’nın 14/04/2001 tarihli duyurusunda insanı şöyle tarif edilmektedir:

insanı, akademik yaşamının bütün evrelerinde ve öğretim, yönetim ve akademik değerlendirmelere ilişkin görevlerde bilimsel liyakati temel ölçüt olarak kabul eder, temel etik kurallarının dışına çıkmaz ve bu kuralların dışına çıkılmasına göz yummaz. Eğitimin eksik verilmesi, kopyacılık, akademik ilerleme ve ödül jürilerinde bilimsel liyakat ölçütlerinin dışına çıkmak, kişileri kayırmak ve benzer davranışlar kabul edilemez’.

insanı ahlaki değerleri yüksek olan kişidir. insanı olayları ve olguları olduğu gibi kabul eder, gerçeğe saygılı kişidir. Esen rüzgarın yönüne veya gücüne göre fikir değiştiren veya anlayışını güçlü olana göre belirleyen kişi değildir. Kendinden zayıfı ezmeyen ve kendinden güçlünün önünde diz çökmeyen, sağlıklı iç gelişmesini tamamlamış, olgun yapısıyla insanı insan olarak gören ve insan olduğu için saygı duyan ahlaklı ve erdemli kişidir. insanı kibir, haset, kıskançlık, kendini beğenmişlik gibi insanı zayıflıklarını çoktan geride bırakmış ve kendini aşmış kişidir. Anadolu’daki halk deyişi ile kemale ermiş bir kişiliği vardır. Bu yönüyle insanı kendini ve dar çevresini aşmış kişidir. insanı ben merkezli değil, biz merkezli, paylaşımcı kişiliğe sahiptir. Makam ve mevki peşinde koşan değil, toplumun mutluluğu için bilgi üreten kişidir. Öğretim üyesi, bilimsel bakımda kendisine hedef olarak seçtiği konuda sorun çözmeye kendisini adamış, duruşu olan, yetişkin, belirli bir felsefi bakış açısı olan ve öğrendiklerini ve bulgularını öğrencileri ile paylaşan kişidir. adamı üst makamlardan bir zorlama gelirse yaparım, gelmese sırt üstü yatarım anlayışı ile hareket eden bir teknisyen veya memur değildir. Bacon “bilgiyi, başka kimseler üzerinde üstünlük sağlama, kar ve şöhret ya da bunun gibi aşağılık şeyler için değil; yaşamda ondan yararlanmak ve kullanmak için ara” diyor.

Adamı Bulgularını Halkla Paylaşmak Durumundadır

ile uğraşan kişi kendisini halktan uzak tutmamalıdır. Çoğu insanı kendini izole ederek, kullandıkları teknik ve teknolojinin arkasında durarak kendi yaptıkları karşısında insanların hayret ve şaşkınlık gösterilerini kendileri için bir gurur ve üstünlük kaynağı olarak görmektedirler. Her şeyden önce insanı bilimini halka indirgemeli ve herkesin anlayabildiği dille kitlelere sunum yollarını aramalıdır.

Sokrates tüm yaşamını bilmek ve doğruya ulaşmak için harcamıştır. Aristoteles ‘bütün insanlar yaratılışları gereği öğrenmek ister’ diye başlar ünlü Metafizik adlı eserinde. Böylece insanı her ne koşul altında olursa olsun doğru söyleyen biri olmalı, araştırma sonuçları ne ise onu kamuoyuna açıklamalıdır.

yapan kişi bilimsel çalışmalarında hiç bir maddi kazanç ve çıkar gütmeksizin yapmalıdır. insanı gerek bilimsel çalışmalarında ve gerekse toplumsal ilişkilerinde maddi kazanç sağlanacak diye uğraşısında ve ilişkilerinde para ve benzeri küçük değer yargılarına tenezzül etmez. insanı için bir bilinmeyenin bilinir hale getirilmesinin, toplumun problemlerine çözüm getirmesinin ve bir canlının canını kurtarmasının verdiği haz maddi hazla karşılaştırılamayacak bir duygudur.

Araştırmacının tarihsel ve toplumsal bir sorumluluğu vardır. Yaptığı her araştırma kendi sınırlarını aşan nitelikte olduğundan insanı çağına ve dünyaya karşı olan sorumlu kişidir. Bu nedenle insanı yaptığı araştırmanın sorumluluğunu taşımalıdır. Sorumlulukları salt laboratuvarda ve kütüphane kapılarının ardında kalmamalıdır, zaman zaman toplumu kendi bilgi ve birikimi ile aydınlatmalıdır. insanı öğrencilerini bilimi ve geniş bilgi birikimi ile aydınlatır ve aynı zamanda topluma hizmeti sunmakla kendini sorumlu hissetmelidir. insanı kavramını sisteminde iyice işlemeli, kendi konusunu bilimsel verilerle nasıl işlediğini pratiği ile öğrencilerine

anlatmalı ve göstermelidir. Aydınlanma ile birlikte sorgulama sanatı gelişmiş; bunun sonucu ve bilimsel araştırma faaliyetleri ilerlemiştir. Prof. Dr. Erol Manisalı, insanı, kendisini salt teorik çalışmalardan sorumlu tutmamalı, zaman zaman kendi bilimini topluma açıklamalıdır, zaman zaman da popüler alanlarda da yazılar yazmalıdır diyor. insanı bu bağlamda iletişim araçlarını yolu ile makale ve kitap yazar, halka konferans verir, TV ve Radyoda sorumluluk bilinci içerisinde toplumu aydınlatmaya çalışır. Bildiğimiz bir çok adamı, örneğin Albert Einstein ve Bertrand Russell çoğu zaman toplumsal konularda yazılar yazmışlardır. insanı doğası gereği geniş bir tarih bilinci ve güçlü felsefi ve diyalektik bilgisi yardımı ile olay ve oluşları daha erken görür ve sorumluluğu gereğince de zamanında açıklamak zorundadır. Yakın geçmişte yaşanan deprem olayında ilgili insanlarının tutumları konuya verilecek en güzel örneklerden birisidir.

İnsanı Tüm İnsanlığa ve Doğaya Karşı Sorumludur

insanı çalışmalarının evrensel nitelikte olması nedeniyle kendisi de evrensel düşünmek zorundadır. insanı bu nedenle her türlü dar görüşlülükten sıyrılıp din, dil, ırk ayrımı yapmadan yaptığı araştırmayı dünyanın her insanı ile bölüşmede evrensel olmak zorundadır. Bilindiği üzere eskiden büyük bilimsel buluşlar tek tek adamlarının buluşları ile oluyordu, ancak günümüzde artık buluşlar farklı disiplinlerdeki insanlarının oluşturduğu ekipler tarafından yapılmaktadır. Bu yolla geniş bilgi birikimi aynı potada değerlendirilerek olaylar ve olgular arasındaki ilişkiler daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Bu nedenle insanı kendi çevresindeki diğer disiplinlerdeki insanları ile bağlantı kurmalı ve onlarla sürekli bir ilişki içerisinde olmalıdır.

Toplumun insanlarına yüklediği onurlu sorumluluk davranışı gereği adamı ülke ve dünya sorunlarına kaygısız kalamaz, tam tersine çağına ve toplumuna karşı sorumlu kişi olarak insandan ve doğadan yana tavır almak zorundadır. Evrenselliğinden kaynaklansa gerek, insanı başka yaşam biçimlerini daha iyi anladığı için çevresindeki insanları daha iyi anlar, kişileri olduğu gibi kabul eder ve onlara yardım elini uzatmakta tereddüt etmez ve gecikmez. insanı öngörülü kişidir. Öngörüsü olamayan bir kişinin doğayı ve yasalarını görmesi oradan bir şeyler çıkarması mümkün değildir. Öngörülü insanı yapısına ancak özerk ve özgür ortamda felsefesi bakış açısı kazanarak ulaşılabilir.

İnsanı Eleştiriye Açıktır

ile uğraşan kişi eleştiri ve özeleştiriye açık olmalıdır. insanı başta kendi çalışmaları olmak üzere olayları ve olguları tarafsız, nesnel bir şekilde inceleyebilen, araştırabilen ve sorgulayan kişidir. insanı her türlü eleştiriye açık olduğu gibi kendi kendini de eleştiren veya özeleştiri yapan erdemli insandır. insanı araştırma öncesi ve sonrası bütün ayrıntıları en ince noktasına kadar araştıran ve sorgulayan kişidir. Sokrates’in belirttiği “araştırılmamış ve eleştirilmemiş bir yaşam yaşanmaya değmez” öz deyişi ile bir adamı için yaşam her yönü ile kritize edilmelidir.

insanı araştırma sonuçlarını değerlendirirken yapılmış yanlışları ve yanılgıları açık ve net olarak belirterek, özeleştiri yaparak kamuoyuna duyuran kişidir. Özeleştiri yapmak insanını küçük düşürmez, aksine zenginleştirir ve daha saygın kılar. ‘Erdemli kişi önce kendini yargılamasını bilen kişidir’ özdeyişi insanı için çok yerinde bir deyiştir. insanı kendi ürettiği bilginin, yaptığı araştırmanın sorumluluğunu taşıyan kişi olması nedeniyle ürettiği bilginin ve araştırmalarının muhatabı olan kişidir. Evrensel olması ve uluslararası düzeyde yayın yapmasından doğan durumdan dolayı herhangi bir ulusun araştırıcılarının eleştirisine de açık olan kişidir.

İnsanı Gerçeği Söyleme Cesaretindedir

insanı her şeyden evvel gerçeği söyleme cesaretine sahip olmalıdır ve bilimdışı görüşlere karşı taviz vermemelidir. Tavizin verildiği yerde gerçek anlamda bilimden bahsetmek mümkün değildir. insanı tarafsız, bağımsız karar verebilen, gerektiğinde düşüncelerini mevcut anlayışla bağdaşıp bağdaşmadığına bakmaksızın açık, net ve özgürce ifade eden kişidir. Galile dünyanın evrenin merkezi olmadığını açıkladığı zaman o günkü yönetim ile ters düşmüştü. Çünkü o zamanki yönetim, yetkileri tanrıdan aldığını ileri sürüyordu ve dünyanın evrenin merkezi olduğu resmi olarak kabul görmüştü. Kişisel amaçlar, yasaklar, ideoloji veya inanç uğruna var olan gerçek olguların ifadesi engelleniyorsa insanı bu engellemelere karşı tavizkar olmamalı ve sessiz kalmamalıdır. Barbusse, “gerçeği söyleyenler hiçbir zaman susmak zorunda değildir” diyor. Moliere ise “Susan bir bilgin bir kelime söylemeyen aptaldan farksızdır” diyor.

adamı ilkeli ve dürüst yapısı ile doğru bildiğini basit güç odaklarının etkisinde kalmadan, statü, unvan, şan-şöhret ve makam peşinde koşmadan korkmadan açıklayabilmelidirler. Eğer insanı olay karşısında bilimden yana tavrını koymuyorsa burada onun insanlığından bahsetmek mümkün değildir. insanı, bilimden yana taraflı insandır. Çağına ve insanlığa karşı sorumludur. Isaac Newton adamının cesaret örneğini şöyle açıklamaktadır. “Biz adamları kumsalda çakıl taşları arayan çocuklar gibiyizdir. Eğer ben arkadaşlarımdan biraz daha fazla, biraz daha renkli toplayabildiysem, bunun nedeni dizlerime kadar suya girmeye cesaret edebilmiş olmamdır”.

Peki İnsanı Kim Değildir?

Soruyu bir de tersinden sorarsak insanı kim değildir? insanı Bertrand Russell’ın belirttiği gibi ‘ben varsam her şey iyi, ben yoksam kötü diyen, ben merkezli, aç gözlü, çıkarı için kural tanımayan ve amaca ulaşmada her türlü yol mubahtır diyen kişi hiç değildir’. Uzun vadeli kamunun ortak çıkarlarını küçük çıkarları için kullanan (şana, şöhrete, makama ve unvan için genelin çıkarını çiğneyen) adamı değildir. adamı görev adamı hiç değildir.

Yalnızca teksirdeki dersi anlatan, evden üniversiteye mekik dokuyan, kurumu salt işyeri gibi gören kişi hiç değildir. insanı ne salt öğretmendir ne de teknisyendir, ne başkasının kulu kölesi ne de efendisidir. insanı başkasının ders kitabından çeviri yaparak ders veren değil, birikimini ve tecrübesini dünya bilimi ile bütünleştirerek anlatan kişidir. Başkasının literatürü ile değil, kendi düşünce sistemi içerisinde geçirdiği doğruları öğrencileri ile paylaşan kişidir.

Bilimsel Etkinlik Bir Yaşam Biçimidir

Buraya kadar ifade edilmeye çalışılan niteliklerinden dolayı insanı seçkin ve özel bir kişidir. Seçkinlik ve özel olmak, bir başka insandan farklı olması ona bir kişilik ve evrenselliği kazandırmaktadır. Yukarıda da anlatılmaya çalışıldığı gibi hayatı ve insanlığı bir yaşam biçimidir. insanın uğraş alanındaki yaşam yolu kimse tarafından taşı dikeni ayıklanmış bir yol değildir. insanı kendi yolunu kendisi oluşturmak zorundadır. Bu yaşam biçimi zor ancak zevkli bir yaşamdır. Bizler istesek de istemesek te, bizler olsak da olmasak da dünya kendi ekseninde kendi kurallarına göre dönmeye devam edecektir. Ama bir gerçek var ki o da, bu dünya bizim gibi , sanat yapanlar tarafından daha iyi, hatta çok daha iyi yaşanılabilir bir dünya olabileceği gibi çok kötü de olabilir. Bize düşen yaşamın temel ilkelerini bilinir, anlaşılır ve hepimizin sağlıklı gelişimi için kullanılır duruma getirmek için çabayı sağlamaktır.

insanları Atatürk’ün çok önem verdiğim şu özdeyişini kanımca beyinlerine iyice işlemelidirler; ‘Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat, için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, sapmadır’. Yine aynı şekilde “Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir doğma hiçbir donmuş ve kalıplanmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ve akıldır. Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerine akıl ve rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçilerim olurlar”.

Bu veya benzeri örnekleri çağlarına damgasını vurmuş düşün insanları çeşitli vesilelerle belirtmişlerdir. Bu anlamda adamı akıl dışı, dışı ve etik dışı yaşam ve uygulamaların dışında sade ve mütevazıdır. Bu bağlamda akademisyenler olarak her insanının ve aydının bilimsel sorumluluk anlayışı içerisinde davranmasının ahlaki bir görev olduğu düşüncesindeyim. M. Kemal Atatürk’ün askerler için söylediği “Komutanlar ahlaken ve ilmen astlarından üstün olmalıdırlar.” Sözünü kurumlarımız için güncelleştirirsek hocalar öğrencilerinden bilgi ve etik yönünden daha iyi donatılmış olmak zorundadırlar.

Öğretim üyesi veya insanı bulunduğu kurumada yarattığı beyin fırtınası, aylaşımı, hoşgörüsü ve isteklendirmesi (güdüleme) ile bir model olmak zorundadır.Her zaman olduğu gibi çalışma gündemimizin en önemli hedefi, bilimi, eleştirel akılcılığı, bilimsel verilerin sürekli sorgulanmasını, insanının etik sorumluluğunu ve saygınlığını ülke gündeminde en önde tutmaktır. Necati Doğru 14 Aralık 2001 tarihli Merhaba köşesinde “Üniversitelerin Seçilmiş Kralları” yazdığı yazıda üniversitelerin işlevini ve öğretim üyelerinin kültür düzeyini askerlerle kıyaslamaktadır. Yazıda diyor ki yazar “askerler toplumun gözünde üniversitelerin çok ilerisinde itibar düzeyi tutturmuştur. Harp Akademis’nden yeni mezun birinin, “üniversitelerin doçentleri düzeyinde bilgi sahibi oldukları” profesörlerce de acı bir gerçekle itiraf ediliyor”. Tabii bunun sorumlusu ve muhatabı kim?. Ben kendi şahsıma kendimi sorumlu tutuyorum.

Ülkemiz yüksek öğretimin temel sorunlarından biri de nitelikli adamı sorunudur. Sistemin işlememesinin temelinde akademisyenlik yani felsefesi ve kültürü ve tarihi bilinci yetersiz olan sayısız akademisyenin yönetim işlevi bulunmaktadır. Umarım ülkemiz batılı anlamda akademisyen ve adamı seçimi kriterlerini belirler ve geleceğin insanları ülkemizi bir üreten bir seviyeye çıkarılar.

Özet olarak bütün insanlık tarihi boyunca bilgi sahibi insanı kimliği biraz aykırı ve muhalif yapısı ile düzgün, erdemli ve ilkeli bir duruş sergileyen kişiliktir. Bu niteliklere uygun adamlarının bulunduğu bir ortamda gelişmeme katkısı olan ve 24 Ocak 1990 tarihinde trafik kazasında kaybettiğimiz örnek adamı Prof. Dr. Mahmut SAYIN hocam adına geçen sene yazdığım yazıyı ilişikte yeniden gönderiyorum.

Mahmut Sayın gibi saygın adamı olmak dileği ile.

“Öğretim Üyesi ya da İnsanı Kimdir?” isimli yazıdan birebir alınmıştır.

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi

.
BilimarT

Biyoetiketler: , , ,

Benzer Yazılar:

Yorumlar (2 Yorum)

Aslında makalede aktarılanların bir çoğu genel kabul gören şeyler ama ben anladıklarıma pek katılamıyorum.

YAzıdan anlaşıldığı üzere bilimadamının üzerinde çok büyük ahlaki baskılar mevcut. Özünde “insan” olan sosyal birisi bilimadamı ve insanlığı bir anlamda onun bilmadamı olmasını sağlayan temel kaynak.

Bu kadar yoğun ahlaki baskılar altında çoşkulu bir insan olmayı ve bu çoşku ile bilme aşkını sürdürmesini nasıl bekleyebiliriz bilmiyorum.

Bence bu kadar da değil… Bilim adamı bilim işini sürdüdürken çok da temiz niyetli değildir. Her şeyden önce, “idrak”ının yerine bilgi koymaya çalışmakta, kişisel alanda kişisel bir işle uğraşmaktadır. Uzmanlığı arttıkça sorduğu soruların derinliği artar, bu da kendisini sosyal olan meseleler üzerine çalışıyormuş gibi gösterebilir.

(Bu Yorumu Site Yönetimine Rapor Et!)

Nail / Şubat 18, 2008, 12:06 / #

çok güzeldi teşekkür ederim.

(Bu Yorumu Site Yönetimine Rapor Et!)

lamane / Şubat 26, 2008, 09:47 / #

Bir şeyler söyle

- Why ask? This confirms you are a human user!

Herkesin üç kişiliği vardır; Ortaya çıkardığı, sahip olduğu, sahip olduğunu sandığı. — Alphonse Karr

Add to Google eXTReMe Tracker